Tüp Bebek Tedavisinde Başarı Oranı Nedir?

Tüp Bebek Tedavisinde Başarı Oranı Nedir?

Tüp bebek yöntemi, yaklaşık 6 hafta süren ve kapsamlı aşamalardan oluşan maliyetli bir tedavi prosedürüdür. Prosedür tamamlandığında beklenen sonuç, pozitif bir gebelik testi ile karşılaşmaktır. Bu nedenle, tüp bebek tedavisiyle bebek sahibi olmayı tercih edecek olan çiftler için en önemli kriterlerden biri de tüp bebek tedavisinde başarı oranıdır. Başarı oranının birçok etkene bağlı olarak değişmesi, tedaviye başlamadan önce detaylı incelemeler yapılmasını gerektirmektedir.

Tüp bebek tedavisine nasıl hazırlanılmalıdır?

Tüp bebek tedavisine başlamadan önce, bu tedavi için uygun bir aday olunup olmadığı belirlenmelidir. Çiftlerin bebek sahibi olmalarına engel olabilecek birçok infertilite nedeni vardır ve bu problemlerin tüp bebek tedavisiyle çözüme ulaşılabilecek olması gerekmektedir. Öncelikli tercih doğurganlık ilaçları, cerrahi işlemler veya diğer alternatif yöntemlerin denenmesi, daha sonra tüp bebek yöntemine başvurulmasıdır. Bireylerin tüp bebek tedavisi için uygunluğu belirlendikten sonra, bu prosedür için gerekli olan tüm fiziksel ve ruhsal gerekliliklerin eksiksiz olması önemlidir. Tüp bebek yönteminin başarı oranlarının diğer tedavilere oranla daha yüksek olduğu bilinse de, prosedür tamamlandıktan sonra olumsuz sonuçlarla karşılaşma ihtimalinin var olduğu gerçeğine hazır olmak gerekir.

Tüp bebek yönteminde başarı oranı nasıl açıklanır?

Her tüp bebek merkezinin kendine ait başarı oranlarını görmek mümkündür. Tüp bebek tedavisinde başarı oranı açıklamak için birden fazla unsur kullanılmaktadır.

Embriyo transfer oranı: Kadından alınan yumurta ile erkekten alınan sperm hücrelerinin döllenmesinden sonra bir embriyo oluşturulur ve embriyo rahime nakledilir. Başarılı bir embriyo nakli, tüp bebek sürecindeki önemli aşamalardandır. Fakat her embriyo transferi sonucunda pozitif bir gebelik sonucu elde edilememektedir.

Gebelik oranı: Başarıyla tamamlanan embriyo transferi sonrasında elde edilen pozitif bir gebelik sonucunun oranı olarak ifade edilir. Ancak gebelik oranının, canlı doğum oranı ile farklı unsurlar olduğu bilinmelidir. Pozitif bir gebelik sonucu alınmış olsa da, bazı gebelikler düşük veya ölü doğum gibi istenmeyen durumlarla sonlanabilmektedir.
 Canlı doğum oranı: Yapılan her embriyo transferinin sonucunda meydana gelen canlı bir bebeğin oranını ifade etmektedir. Bu istatistik unsurunun, başarı oranının değerlendirilmesindeki önemi oldukça fazladır.

Tüp bebek tedavisinde başarı oranı neye bağlıdır?

Tüp bebek tedavisi birçok aşamadan oluşan ve birçok faktörden etkilenen karmaşık bir süreçtir. Tedavinin başarı oranında rol oynayan en önemli faktörler şunlardır:
Yaş: Bir kadının yaşı, tüm gebeliklerde önemlidir. Kadının yaşı ile tüp bebek başarı oranları arasında belirgin bir ilişki vardır. 30 yaşın altındaki kadınların tüp bebek yöntemiyle hamile kalma oranı daha fazla iken, 35 yaş ve üzeri kadınlarda bu oran giderek azalmaktadır.

Doğurganlık sorunu: Gebe kalmayı zorlaştıran bazı faktörler tüp bebek yöntemiyle kolaylıkla çözüme kavuşturabilir; fakat bazı sorunların çözümünde tüp bebek yöntemi etkin değildir. Yumurtlama sorunları, endometriyozis, fallop tüpü bozuklukları, düşük sperm sayısı gibi problemlerin çözümünde elde edilecek başarı oranı daha yüksektir. Rahim anormallikleri, fibroid tümörleri, yumurtalık disfonksiyonu, ikili kısırlık veya uzun dönem kısırlık gibi sorunlarda ise istenilen başarı elde edilemeyebilir.

Sperm ve yumurta kalitesi: Sağlıklı bir embriyo oluşturmak için gereken ilk koşul, sağlıklı yumurta hücreleri ve sperm elde edilebilmesidir. Sperm ve yumurta kalitesi yaş, kalıtsal hastalıklar, kullanılan ilaçlar, mevcut hastalıklar, çevresel koşullar gibi birçok faktörden etkilenebilmektedir.

Eski hamilelik sorunları: Daha önce hamilelik dönemi yaşayan fakat hamilelikleri istenmeyen biçimde sonuçlanan kadınların, tüp bebek tedavisine olumlu yanıt verme olasılığı düşüktür.

Tüp bebek merkezi: Tüp bebek tedavisine başlamadan önce yapılması gereken en önemli tercih, doğru tüp bebek merkezini seçmek olacaktır. Bireylerin kendini rahat ve güvende hissedebildiği, laboratuvar kalitesinin ve başarı oranının yüksek olduğu bir merkezin tercih edilmesi, istenilen sonucu almak için oldukça önemli bir kriterdir.

Yaşam tarzı: Tüp bebek başarı oranlarını etkileyen faktörlerin çoğu, tedaviyi görecek olan çiftlerin kontrolünde değildir. Fakat doğru bir yaşam tarzının benimsenmiş olması, tedavi sürecinde bireylere düşen en önemli sorumluluklardan biri olacaktır. Kötü alışkanlıklardan uzak durmak, sağlıklı beslenmek, düzenli bir yaşam sürmek, doğurganlık ilaçlarını aksatmamak bu ihtiyaçların başında gelmektedir.

Tüp bebek tedavisinde başarı oranı nedir?

Tüp bebek tedavisinde başarı oranını etkileyen faktörler göz önüne alındığında, edinilen istatiksel verilere göre başarı oranları şöyle sıralanabilir:

  • 30 yaşından küçük olan kadınlarda %60
  • 30-35 yaş aralığındaki kadınlarda %50
  • 35-39 yaş aralığındaki kadınlarda %40
  • 40 yaş ve üzeri kadınlarda ise %9 civarında başarı oranı elde edilebilmektedir.

Tüp bebekte başarı şansı nasıl artar?

Tüp bebek tedavisinde istenilen sonucun elde edilebilmesi için, tedavi görecek çiftlere birçok görev düşmektedir. Doğurganlığın arttırılmasına yönelik yapılabilecek birtakım etkenlerin, başarı şansının arttırılmasındaki önemi büyüktür. Bebek sahibi olmaya hazırlanmak için tüp bebek sürecinin başlanması beklenmemelidir. Vücudu olası hamileliğe hazırlamak ve sağlıklı olmak için en az 6 ay önce gerçekçi yaşam tarzı planlamaları yapılmalıdır.

Tüp bebekte başarı şansının arttırılması için yapılması gerekenler şöyledir:

Sağlıklı beslenmek: Beslenme, genel sağlığın korunabilmesindeki en önemli husustur. Tüp bebek döngüsü öncesinde sağlıklı ve dengeli beslenmeye özen gösterilmelidir. Beslenme programı oluştururken taze meyve ve sebzeler, balık, tahıllar, baklagiller, süt ürünleri, kırmızı et ve sağlıklı yağlar listeye dahil edilmelidir. İşlenmiş gıdalardan ve aşırı tuz kullanımından kaçınılmalıdır.

Egzersiz yapmak: Sağlıklı bir vücut kitle indeksine sahip olan bireylerin, tüp bebek tedavisi sonucunda pozitif sonuçlarla karşılaşma olasılığı daha yüksektir. Egzersiz yapmak vücut kitle indeksinin korunmasında ve hormonların düzenlenmesindeki en önemli etkendir. Yürüyüş, pilates, fitness gibi ağır olmayan egzersizler bu süreç için idealdir.

Kimyasal ürünlerden kaçınmak: Kimyasal maddeler üreme sağlığını tehdit eden ciddi problemlerin başında gelmektedir. Bu nedenle içerisinde zararlı kimyasal maddelerin bulunduğu kozmetik malzemeleri, temizleyiciler, mutfak gereçleri, koku gibi tüm ürünlerden kaçınılmalıdır.

Bilinçsiz ilaç kullanmamak: Alerji, depresyon, astım veya diğer sağlık problemleri sebebiyle kullanılan ilaçların birçoğunun gebelik üzerinde olumsuz etkileri bulunmaktadır. Düzenli olarak kullanılması gereken bir ilaç mevcutsa bu durum mutlaka hekime bildirilmeli ve hekim kontrolünde kullanımına devam edilmelidir.

Prenatal takviye almak: Folik asit ve D vitamini gibi bazı takviyelerin doğurganlığı arttığı ve olası bir hamilelikte bebeğin genel sağlığı üzerinde olumlu etkiler meydana geldiği bilinmektedir. Hekiminize gebelik planlaması içerisinde olduğunuzu ve prenatal takviyelere uygun olup olmadığınızı danışabilirsiniz.

Düzenli uyumak: Uyku ve doğurganlık birbirleriyle bağlantılı kavramlardır. Hem uyku hem de üremeyi düzenleyen hormon olan melatonin, akşam 9 ile gece 12 saatleri arasında salgılanmaktadır. Bu nedenle gece 10 ile 11 saatleri, uykuya dalmak için ideal zamandır.

Zararlı alışkanlıkları bırakmak: Alkol ve sigara, üreme dahil olmak üzere tüm sağlık fonksiyonlarını ciddi derecede olumsuz yönde etkilemektedir. Ebeveyn olmaya hazırlanan tüm bireyler bu tür zararlı alışkanlıklardan uzak durmalıdır. Başarısız implantasyon, düşük veya anormal bebek riski üzerinde alkol ve sigara kullanımının etkisi büyüktür.

Stresten uzak durmak: Stresli zamanlarda vücudun salgılamakta olduğu hormonlar, üreme sağlığını üzerinde oldukça zararlı etkiler bırakabilir. Stresten kaçınmak ve stresi yönetebilmek, bireysel görevler içerisinde önemli bir etkendir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Doktora Sor